Türkiye’de teknoloji ve sanat arasındaki ilişkinin tarihi, çoğu zaman bilgisayarların ve dijital araçların yaygınlaşmasıyla başlatılıyor. Oysa bu tarihin daha erken bir dönemine baktığımızda, henüz “medya sanatı” kavramının bugünkü anlamıyla yerleşmediği yıllarda deneysel fotoğraf, video ve bilgisayar teknolojileriyle çalışan sanatçılarla karşılaşıyoruz. Teoman Madra, bu isimlerin en özgün örneklerinden biri.
Deneysel fotoğrafçılıktan bilgisayar tabanlı üretimlere uzanan pratiğiyle Madra, Türkiye’de analogdan dijitale geçişin önemli tanıklarından biri oldu. Üretimleri döneminin sanat ortamında geniş bir görünürlük kazanmasa da kullandığı teknolojiler, rastlantı, tekrar, gürültü ve görsel-işitsel deneylerle kurduğu ilişki bugün yeniden bakmayı gerektirecek kadar güncel. Sanatçı ve akademisyen Selçuk Artut, Madra’nın yıllar boyunca erişilemeyen arşivi üzerine yürüttüğü çalışmayı “Teoman Madra: Bende Sistem Yok” adlı kitabında bir araya getiriyor. Kitap, yalnızca yeterince görünür olmamış bir sanatçının üretimini yeniden gündeme getirmekle kalmıyor. Aynı zamanda teknolojik sanat eserlerinin nasıl korunabileceği, arşivlenebileceği ve geleceğe aktarılabileceği üzerine de önemli sorular ortaya koyuyor. Madra’nın “sistemsiz” üretimini görünür ve erişilebilir kılmak için kurulan arşiv sistemi ise çalışmanın en dikkat çekici paradokslarından birini oluşturuyor.